Yeşil bir top. İnşaat kalıplarının harçsız tarafından yapılmış bir sopa. Bir kaç taş, durulacak yerleri belirlemek için ve en kolayı yeşil bir alan. Bizim ‘bezbolumuz’ için gerekli bileşenlerdi bunlar. Bezbolun, beysbol olduğunu bilmediğimiz zamanlardı. Kimimiz TV de izlediği Amerikan filmlerinde görmüş kimimizde haydi oynayalım dediğimizde bizden görmüştü ilk kez. Saklambaç ya da kovalamaca gibi oyunların oynandığı, futbol topu almak için epeyce bir zaman para biriktirmenin ya da zengin bir arkadaş edinmenin gerektiği zamanlardı o zamanlar.
Zafer Tiryaki
Benim Gözümden
Dört Uçlu Ölüm Makinası
Yıl 1915-1916 arası, yer Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası. Gökten demir parçacıkları yağıyor. İlginçtir ki bu demirler aslında birer çivi fakat bizim bildiklerimizden değiller. İnsan aklının, sınır tanımayan zekâsının, yeri geldiğinde ne derece gaddar olabileceğini gösteren bir çivi bu esasında. Çivinin diğerlerinden farkı, bulunduğu zeminde her daim dik kalması. İşte bu özelliği de onu ölümcül bir savaş makinesi yapmakta.
'Doğa' Sen Olmasan Biz Ne Yapardık ?
Bu pazar, beton yığınları ve asfalt yollardan bir nebzede olsa uzaklaşabildiğim Ümraniye Taşdelen piknik alanlarındaydım. Yakın dostlarımla kamp havasında geçen piknikte, stres atmanın yanı sıra yeni arkadaşlıklar kurarak şehir hayatında kazanamadığım arkadaşlıkları elde etmiş oldum :)
Şehir hayatından olsa gerek içimde sürekli doğayla başbaşa kalma duygusu besliyorum. Ağaçlar arasından gözüme batan güneşin parıltısı ya da yerde uzanırken üzerimde gezintiye çıkmış karıncaları seyretmek bana hep huzur vermiştir. Bazen demiyor değilim "Eski çağlarda yaşasaydık" diye ama şu an için bu imkansız gibi görünüyor onun için böyle kaçamak gezintilerle doğanın tadını çıkartmaktan başka çaremiz yok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)