Dört Uçlu Ölüm Makinası

Yıl 1915-1916 arası, yer Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası. Gökten demir parçacıkları yağıyor. İlginçtir ki bu demirler aslında birer çivi fakat bizim bildiklerimizden değiller. İnsan aklının, sınır tanımayan zekâsının, yeri geldiğinde ne derece gaddar olabileceğini gösteren bir çivi bu esasında. Çivinin diğerlerinden farkı, bulunduğu zeminde her daim dik kalması. İşte bu özelliği de onu ölümcül bir savaş makinesi yapmakta.

Bizler çiviyi tahtaları birbirine birleştirirken ya da evimizin bir köşesine asmayı düşündüğümüz bir şeyin duvarda asılı kalabilmesi için kullanırız. Oysa karşımızdakiler bizler kadar yürekli ve adil olamadıkları için, uçlarına balmumuyla zehir tutturdukları bu çivileri cephe gerimize atarak bizlerin geri çekilme esnasında bu kahpece hazırlanmış tuzağa düşmemizi sağlamışlardır.
Yeri geldiğinde cephe ortasında kalmış düşman askerine elinden gelen yardımı esirgemeyen Mehmetçiğimize böylesine adice hazırlanmış bir saldırının gerçekleştirilmesi binlerce askerimizin bacaklarının kesilmesine sebep olmuştur. Ancak devir Türk için  ‘Ateşten Gömlek’ giyme devri olduğu için her türlü fedakârlığı yapan Mehmetçiğimiz bu vaziyette bile savaşmaya devam etmiştir.
Bugün neredeyse aradan yüzyıla yakın bir zaman geçmiş bulunmakta. Bizlerin bugünleri huzurlu ve özgürce yaşayabilmesi için Vatan uğruna canlarını tereddütsüz veren atalarımıza ne kadar layık kalabiliyoruz? Bunu sorgulamamız gerekiyor sadece bunu…
Bugün bize demokrasi dersi veren bu ülkelerin özgürlük, adalet ve eşitlik dedikleri kavramlar o vakit neredeydi?

Lise yıllarımdan kalma yayınlamazsam eksiklik hissederdim :)

0 yorum:

Yorum Gönder