Yeşil bir top. İnşaat kalıplarının harçsız tarafından yapılmış bir sopa. Bir kaç taş, durulacak yerleri belirlemek için ve en kolayı yeşil bir alan. Bizim ‘bezbolumuz’ için gerekli bileşenlerdi bunlar. Bezbolun, beysbol olduğunu bilmediğimiz zamanlardı. Kimimiz TV de izlediği Amerikan filmlerinde görmüş kimimizde haydi oynayalım dediğimizde bizden görmüştü ilk kez. Saklambaç ya da kovalamaca gibi oyunların oynandığı, futbol topu almak için epeyce bir zaman para biriktirmenin ya da zengin bir arkadaş edinmenin gerektiği zamanlardı o zamanlar.
Nereden gelmişti bilmiyorum ama bizde oynamıştık bu oyunu. Oldukça da zevkli idi ta ki son vuruşta topun nereye gittiğini bulamadığımız zamana kadar. Sadece ‘sıfır yedek’ topumuz olduğu için top kaybolduğunda oyunun bitip yine her zaman ki gibi saklambaç ve kovalamacanın oynandığı günlerdi.
Şimdiki nesil bizden oldukça şanslı gibi görünüyor çünkü onların sınırsız sayıda yedek topları ve envai çeşit oyunları var. O vakitlerde arkadaşlık fazlasıyla önemliydi. Önceki gün havanın kararmasıyla yarıda kalan oyunun ertesi gün sabah erkenden kalkılıp devam edilmesi gerekiyordu. Telefon şirketlerinin kundakları henüz kapsayamadığı zamanlar olduğundan hafta sonu sabahı erkenden kalkıp çağırmak gerekiyordu kanka olmayan çok sevdiğimiz arkadaşlarımızı. Zillere yetişme çağımız gelmediği için bu duruma isyan eder gibi zıplayarak zil çalma devriydi kimimiz için. Ziller küçükler için değildi, belki de zillere basıp kaçma oyununun büyüklerce engellenmek istenmesinden ötürü yukarı konmuştu ziller. Ne kadarda yukarıda olsalar bizimde uzunca sopalarımız vardı. Ayşe teyzemizden Fatma teyzemizden çoğu kere bu yüzden azar işitsek de yinede yeri geldiğinde saatlerce sevilmiyor da değildik.
Evden ekmek arasını alıp, bulduğumuz patlak topla maç yapmaktı bizim önceki günden kalan oyunumuz. Şanslı görünen bilgisayarından ya da oyun konsolundan saatlerce oyun oynayan çocuklar olabilir ama şanslı olanlar bizlerdik çünkü hayatı sanal değil gerçeğiyle yaşardık…
0 yorum:
Yorum Gönder